|
21 Eylül 2009 Pazartesi - 15:40
5 Aralık 2004 Referans: 18 inci sayfada TURİZM ENDÜSTRİSİ başlığı altındaki özet başlıkta,” Başta tekstil olmak üzere durgunluk yaşayan bütün sektörlerdeki lider firmalar Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde turizm yatırımları yapıyor.” satırları yer alıyor. Yazının içeriğine baktığımızda yönelimlerin hep acenta kurmaya ya da otel yapımı ya da işletmeciliğine yöneldiği söyleniyor.
Yüzyıllardır Türkiye ‘de halı, kilim üretilir. Elli yıl öncesine kadar evlerimiz ve camilerimiz Türkiye’nin değişik yörelerinde ev hanımları tarafından üretilen halı ve kilimlerle donatılırdı. Turizmin gelişmesiyle, halı ve kilim’e olan ilginin artması sonucu önce köylerimizden sonra camilerimizden, daha sonra da Türki Cumhuriyetlerinden getirilen halı ve kilimler piyasaya sürüldü. Dünyada dokumayla ilgili müzelerde oluşturulan halı ve kilim bölümleri bu ürünlerle donandı ve henüz Türkiye’de halı ve kilimlerimizin ciddi olarak toplanıp sergilendiği bir müze yok. Şu anda Türkiye’deki üretim büyük halı mağazalarının kurduğu tezgahlarda üretilenlerle sınırlı. Elbette bunlar güdülü üretim. Buralarda hanımlar düğüm atmayı öğreniyor ve verilen modele göre halıları dokuyorlar. Yaptıkları düğüm başına bir ücret alıyorlar. Bu bir fabrikasyon tipi üretim. Halı dokuyanların sadece parmaklarından yararlanılıyor. Bu işte gönlün, beynin, sanatsal birikimin bir yeri olması gerekmiyor. Güzellikleri görebilmek, yeni bir şeyler katabilmek için insanın düşünmesi, bir çok halılara bakması, araştırmaya yönelmesi, istediği renkte iplik üretimine geçmesi gerekir ki bunlar hep zaman ve para yiyen unsurlar. Bu araştırmaya yönelen sadece alacağı paradan kaybeder eğer orta vadede getirisini düşleyemiyorsa.
Türkiye’de her yörenin kendi üretim düzeni vardır. O bölgenin yününden faydalanılan koyunu, çevresindeki doğa, boyamak için kullanılan doğal bitkiler, bunları boyama biçimleri, kişilerin geleneksel bilgileri ve zevkleri bunun içindedir. Oysa şimdi sadece desenlerin ele alınarak, hep ayni teknik ve ayni fabrikanın yünüyle dokunan halılar görüyoruz. Yöresel kuzuların yünüyle dokunmuş Kars halılarının yumuşak akışı , dolgun kabarıklığı, kahverengi ve turuncuların neşe ve biraz da hüzünle kaynaşması, Antalya Döşemealtı halılarındaki çocukça coşku, Ezine Ayvacıktaki halıların canlı renklerle dokunmuş ancak insana güven veren oturmuş desenleri, Yahyalı’nın gizemli, karmaşık, insanı hayran bırakan bir tablo misali halılarını dükkanlarda bile göremiyoruz artık.
Acentalar, Her Şey İçinde, tur satarken zararlarını kapatacakları alan olarak halı satışından alacakları komisyonları düşünürler. Bazen bu komisyonlar tur için ödenen ücretin çok üstüne çıkabilir. Çıksın da!. Ona diyebileceğimiz bir şey yok. Ancak bundan halıyı dokuyana dönen bir şey yok. Bu bizim kültürümüz ve bu işi çok iyi yapıyorduk son yıllara kadar. Ancak köyler, yatak altları, Türki Cumhuriyetlerden gelenler satılıp, eskiler de kesilip çanta manta yapıldıktan sonra ortada kalan yeni üretimin eski örneklerden çok farklı şeyler olduğunu görüyoruz. Albenileri kalmamış, ilaçlarla soldurularak eski havası verilmek istenmiş şeyler. Ucuz turlarla gelen Turistler de artık başka şeyler almak istiyorlar. Halı mağazalarına götürülen turistlerden bazıları sadece halı olduğunu öğrenince otobüsten bile inmek istemiyorlar.
Neden?
Bunun nedenini sizin bulacağınızı düşünüyorum. Halının alfabesinden söz etmek istiyorum. Anne bulduğu her olanakta tezgahının başına oturup halısını dokurken sırtına bağlı çocuğu da onun tezgah üstüne asılı iplere uzanışını, düğüm atışını, ve aşağıdan yukarı yükselen renk cümbüşü halılarını çizgilerde, üçgenlerde izlerken ilk eğitimini alırdı. İlk uygulama üç beş yaşında başlar; eline şiş verilebilen çocuk örgü örmeyi öğrenir. Üç şişle başlar örgüye, çünkü en ufak çoraplar üç şişle örülebilir. Zamanla desenleri öğrenip belli bir alana nakışları sığdırmayı öğrenince üç yetmez ona ve hemen beş şişe geçer. Artık meydan onundur. Bazen annesinin hudutlarını yaptığı desenlerin içini doldurur tezgahta, bazen de o desenlerle çorabını bezer. Artık o mimardır, ressamdır. Alan kurgulaması, renk düzenlemesi yapar ve haspam beğenmez annesinin renklerini, yeni renkler yeni uyumlar üretmeye kalkar. Orada başlar güzelden daha güzelini yapmak sevdası. Dokuma, düğüm atma işin zanaat tarafı. Önemli olan kendi zevkine göre halı yapmak. Her yörenin halı ve kilimlerinin belli ana yapısı vardır. Bir tanesini görünce hangi yörenindir bilirsiniz. Ancak kişi o katı ana yapı içinde minicik oynamalarla kendi halısını yaratır. Yüz tane o yöre halısını serseniz yere, kişi bilir hangisini kendisinin dokuduğunu. Öylesine atmıştır kişiliğinin damgasını ona.
Ancak halı yapmak atletizm gibi kişisel direnişe dayanan bireysel bir olaydır. İnsanlar başarılarını sergiledikçe güç ve heves kazanırlar. Olimpiyatlar tüm dünyanın gençlerinin hedefi. Sanat akademilerinde yetişenler hep bir sergi aşamasına gelmeyi düşlerler. Açık arttırmalarda el sanatı eserler trilyonlara varan fiatlarda satılır. Eski yüzyıllarda Avrupa’da yapılmış tablolarda yer alan Holbein halıları kimbilir hangi hanımların eseriydi?
Yüzyıllar boyu halıları evin erkekleri tarafından satılan kadınlarımız artık bu heveslerini yitirmiş görünüyorlar. Evlerinde makine halıları, ya da pala kilimler, camilerde sadece düz dokunmuş halılar da onlara birikimlerini arttıracak desen görme olanağı bırakmadı. 'Marifet iltifata tabidir, Satılmayan mal zayidir' derler. İltifat gören marifet sahibi heyecanlanır, güçlenir. Üretimi elinden alınan, alıcının beğenisini duymayan ve halının getirisi ile ferahlamayan insan kopuyor tezgahtan zamanla.
Hazır çoraplar kolaylıkla alınabilince eski yün çoraplara da gereksinim kalmadı. Yörükler bir süre minnacık çoraplar yaptılar; gene rengarenk. İstediler ki bu alışkanlıklarını sürdürsünler, hem mutlu olmak hem de para kazanmak için. Onun da sonu geldi. Oysa el sanatlarında son olamaz. Yeni bir şey de yok. Ama her yeni insanla yenilenen bir şeyler var.
Bugün Referans gazetesinde okuduğum ikinci yazı Damal bebekleriyle ilgili. 500 000 Euro destek almışlar bebek üretimi için. Bu çok güzel bir haber. Buradan Anadolu Ateşi danslarını düşünebiliriz. Yepyeni bir şey yok orada da. Ancak eski güzelliklerin yeni güzel insanlarla yeni bir düzenlemesi bu. “Hiçbir şey yeniden var olmaz ve hiçbir şey kaybolmaz” sözünü kimya hocamız dilinden düşürmezdi. Her alanda bu böyle. Elimizdeki güzellikleri yeni birleşimler, yeni bakış açıları ve yeni sunumlarla topluma sunmak ne kadar güzel oldu.
Başka ne sunular yapılabilir? Bakıyoruz ki turizm en kolay getirisi olan bir alan. Ancak artık kadınlarımızı da sarı sayfalara taşımak zamanı geldi. Onlar da bireysel uğraşılarını sergilemek ve bundan gelir kazanmak düzeyine gelmeliler. Bu kazanım sadece üç parmak çalışmasıyla değil bütün kişilik olanaklarıyla gerçekleşmeli. Gelmek istediğim alan “bebek yapımı”. Bebek yapımı en yaratıcı bir alan olabilir eğer tezgah halısı biçiminde bir üretime dönüşmezse. Bunun için de bu tür üretimlerin desteklenmesi ulusal kazanımımız için gerekli. Bez bebek üretiminde çok farklı üretimlere yönelik olanaklar var.
1. heykeltıraşlık
2. Resim
3. Dokuma üretimi
4. Takı üretimi
5. Ayakkabı üretimi
6. Saç ve başlık çeşitleri
7. Görünüm ve işlev açısından tarihsel ya da güncel anlam taşıyan bebekler
Ve bunları üreten insanlar
Bunları üretebilen ve mutlu olan insanlar
Güzellikler üretebildikleri için kendine karşı saygınlığı artan kadınlar
Ürettiklerinin toplumda beğenildiğini görerek hevesi,
Daha güzelini üretmeye hırsı artanlar,
Bu üretimin geliriyle yaşam düzeyi güzelleşen Ailede ve toplumda söyleyecek sözü olan kadınlar,
Kendi kendine kazandığı özgüveni eşine ve çocuklarına aktarabilen kadınlar,
Üretiminin desteklendiğini gördükçe
Toplumda söz söyleme hakkını kullanmaya başlayan,
Ailesi dışında gelişen toplum olaylarına ilgi duyan kadınlar.
Daha güzelini üretebilmek için ailesini de araştırma
Çemberinde geliştirebilen kadınlar
Yüzyılların yap-boz deneyimleriyle oturmuş kıyafetleri
Günümüz yaşantısına taşıyabilen çocuklar,
Ürünlerine geleneksel güzellikleri katmaktan onur duyan sanayiciler,
Evlerinin yapımında ve döşenmesinde
geleneksel güzelliklerden yararlanıp
Bunları uygulayabilenler ve
Daha binlerce güzellik.
“ Hepsi üç şişten mi başladı” diyeceğiz bir gün
Defilelerde kıyafetleri izler,
Turistlere bebeklerimizi,
Dokumalarımızı sergilerken,
Satarken .
Unutmamamız gereken:
Üretenlere,
Beyin, Gönül ve el emeğine saygımızdır.
Güzellikler üretene sevgi ve saygımızı esirgemedikçe
İnsanlarımız bu dünya güzelliklerini
Korumaya gönüllü olacaklardır.
Yolumuz uzun ancak hepimizi alabilecek kadar geniş.
Artık bilelim ne halde olduğumuzu.
Biz yaratıcı bir toplumuz.
Ve biz beraber olursak,
Kadın ve çocuklarımıza saygıda kusur etmezsek,
Kimselere el açmadan
Yaşamasını biliriz.
Ruhiye Mine Kayra
7 Aralık 2004
Çamlık
|