Kalbim kafesine sığmıyor
Mayalanmış hamur,
taşmaya hazırlanan reçel,
Lunaparka yaklaşan çocuk gibi
Fırlayıp erişmek
Kavuşmak
Yaşama geçmek istiyor
Kafesinin dışında
Bir yerde
Geniş, ferah
Herkesin gözü önünde
Ve herkesle beraber.
Kendi içinde oluşan enerjiyi saçmak istiyor dört bir yana.
Ulaşsın istiyor herkese bu enerji ve tutuştursun onları da içinden fırlayan bu kor parçaları.
Bunlar Amazonların, Artemisin, Nilufer Hatunların, Halide Ediplerin, Latife Hanımların Duygu Asena, Zeynep Oral, Ayşe Hanım, Emine Hanım, Serpil, Güler, Emellerin tutuşturduğu ateşlerin korları.
Bu korlar tutuşturdu binlerce yıl doğanın çocuklarını.
Alimler tüplerinin başında yaşamın gerçeğini çözmeye çalışırken
Onlar
Doğanın kucağında,
Ana-babanın yanıbaşında
Denediler
Doğayla beraber yaşamayı.
Onlar ; otların, keçilerin, koyunların
Günebakan çiçeklerin, toprağın dibindeki yumruların
Gökten yağan yağmurun, dalda öten kuşların
Dostuydu, hayranıydı, kuluydu, kölesiydi.
Sonra sırayla önce kölelik, sonra kulluk, hayranlık ve dostluk bitti.
Dostluk bitti, çıkar geldi gündeme.
Artık insanlar onlardan aldıkları sevgi, düşünce ve ilhamla değil onların canı pahasına aldıklarıyla yaşamlarını sürdürmek istediler.
Altın yumurtlayan tavuğu kesmişlerdi. Kaç yumurta olabilirdi ki tavuğun içinde!
Onlar da bitti.
Dünyadan başka yoktu altın yumurtlayan tavuk. Başka dünyalara yöneldiler.
Ne yakında ne uzaklarda bulabildiler aradıklarını ve döndüler kürkçü dükkanına.
Bu güzel dünyaya.
En güzel denizlerle çevrili, ırmakları, ormanları ve hepsi birbirinden çok farklı,
yaratıcı,
Ve hala yüreklerinde doğanın bitmez tükenmez sevgisiyle hergün yenilenen kır insanlarına.
Kağıt paralar uçuşuyordu
Milyonlarca insan çığlık çılığa yakalamak istiyordu onları kolları havada. O kollara tüfekler takıp gönderdiler yeni paralar getirecek savaşlara. Zaman geçti,
Katlar, yatlar, gemiler, adalar, insanlar alındı.
Daha çok para vardı
Ve güzel tüylü oturan boğa
“ Dur!” Dedi.
‘Para yenilmez!’
Durmadılar.
“Parayla aldıkların belli ve
Sen
Hepsini aldın, kendi yaşamın ve milyonlarca canın pahasına.”
Para hışırtısına programlananlar, din-para-siyaset üçlüsüne sırt dayayanlar duymadı.
Kendini de çevresini de güçsüzlendirdi., belendi toprağa, toz olup gitti...
Şimdi söz onların.
Onlar Doğanın çocukları.
Onlar Doğanın dostu
Onlar insanla doğayı bütünleyecek akımın öncüleri.
Su yoksa, elektrik yoksa, senin bütün beyazların, yatın, katın ne işe yarar?
Parayla satıp-aldığın vekiller kimi yönetecekler?
Halkın çamurlara belenmiş aç, susuz yaşarken
Koç ne zaman gözünü açıp da çocuklarımızın özgünlüklerinin okullarda nasıl ufalandığını görecek?
Hanım Sabancı, ne zaman halk oyunlarını desteklerken o oyunların, o giyimlerin hangi doğal olayın sonucu olduğunu anlayıp, dokumaya, nakışa, masala gönül verenleri bulup madalyayı onlara verecek?
Toplumuna küs dağ eşkiyasını vatan kurtaran aslana çeviren Atatürk’ü
Kara gecelere bürünük kadına yüzünü açtıran Latife Hanımı,
Şeytanın din-ticaret-siyaset yabasını topluma gösterip , onları aydınlatmaya çalışırken hışırtı meraklılarının bedenini öldürebildiği Uğur Mumcu’yu
Köylerde, şehirlerde törelerle savaşırken arkasında idari, toplumsal hiçbir destek bulamayan binlerce kor yürekli insanı
Bilmeden, anmadan, tanıtmadan geçen her saniyeye
“Dur!” demek gerek.
Doğa dediğin ne ki?
Doğa dediğin ana karnında çocuğu büyüten güç,
Doğa aldığın nefes, içtiğin su.
Doğa seni doğuran, seni doyuran
Doğa seni kendi yaratıcılığına ortak edip güzellikler ürettiren ve
Doğa seni bu ufacık yaratıcılık kırıntısıyla bile dünyanın en mutlu insanı haline getiren güç.
Bu güç her insanda var.
Dur ve sana verilen hediyeyi aç.
Bu hediye senin beyninde, gönlünde ve ellerinde.
Bu hediye senin kurtuluşun.
Bu hediye insanlığın kurtuluşu.
Haydi aç hediyeni
Ve paylaş
O hediyenin sana sunduklarını
Herkesle.